ANKARA – BHA

ABD ile İran arasında aylardır devam eden savaşta gerilim yeniden Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi'ne taşındı.

Son günlerde karşılıklı saldırıların odağında bu kez petrol tankerleri ve savaş gemileri bulunuyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun bölgedeki iki ABD savaş gemisine balistik füzelerle saldırmasının ardından İran'a ait 3 ham petrol tankerinin hedef alındığını açıkladı.

ABD tarafı, Hark Adası açıklarında 2 İran tankerini devre dışı bıraktığını, Umman Körfezi'nde ise bir başka İran tankerini imha ettiğini bildirdi. CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, İran'ın ABD gemilerine saldırması halinde daha ağır ekonomik bedelle karşılaşacağını söyledi.

Bunun ardından İran Devrim Muhafızları Ordusu da misilleme yaptığını açıkladı. İran tarafı, Hürmüz Boğazı'ndan "izinsiz rota" kullandığını belirttiği 3 petrol tankeri ile başka bölgelerde ABD bağlantılı 3 geminin hedef alındığını duyurdu. 

Hürmüz'de karşılıklı tanker saldırıları

Gerilimin en dikkat çekici noktalarından biri ise Basra Körfezi'nin kuzeyindeki Hark Adası çevresinde yaşandı.

İran basını, Hark Adası'nın yaklaşık 6 mil açığında bulunan İran'a ait bir petrol tankerinin ABD tarafından 4 füzeyle vurulduğunu bildirdi. Saldırıda can kaybı yaşanmadığı, mürettebatın tahliye edildiği aktarıldı. 

Hark Adası, İran'ın en önemli petrol ihracat merkezlerinden biri olması nedeniyle çatışmanın enerji boyutunda kritik bir konuma sahip.

İran'ın ardından ABD'nin üç İran tankerini hedef aldığını açıklaması ve İran Devrim Muhafızları'nın ABD bağlantılı gemilere yönelik misilleme duyurusu, savaşın artık yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmadığını, petrol taşımacılığı ve deniz ticaretinin de doğrudan çatışmanın parçası haline geldiğini gösterdi.

Trump: “İran bizim için büyük bir mesele değil”

Çatışmaların tırmandığı sırada ABD Başkanı Donald Trump ise İran'la yaşanan durumu "savaş" yerine "askeri çatışma" olarak nitelendirdi.

Trump, İran'ın ABD açısından büyük bir mesele olmadığını savunurken, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini söyledi. Trump ayrıca bölgede yeni bir hareketlilik olması halinde İran'daki bazı hedeflerin vurulabileceği uyarısında bulundu. 

Trump'ın açıklamaları, Washington'ın bir yandan askeri baskıyı sürdürürken diğer yandan çatışmanın kapsamını sınırlı göstermeye çalıştığı bir dönemde geldi.

İran Hürmüz'ü baskı altında tutuyor

Savaşın en kritik cephelerinden biri haline gelen Hürmüz Boğazı'nda İran'ın kontrol ve denetim uygulamaları da giderek arttı.

İran, boğazdan geçişlerde kendi belirlediği kurallara uymadığını ileri sürdüğü gemileri kara listeye almaya başladı. 3 Eylül'de listeye 11 geminin daha eklenmesiyle kara listeye alınan gemilerin sayısının 56'ya çıktığı bildirildi. İran, bu gemilerin ileride para cezası, alıkoyma veya el koyma gibi yaptırımlarla karşılaşabileceğini duyurdu. 

Bu gelişmeler, dünyanın en önemli petrol geçiş güzergahlarından biri olan Hürmüz'deki savaş riskini doğrudan küresel enerji piyasalarına taşıyor.

Savaş 28 Şubat'ta başladı

ABD ile İran arasındaki mevcut savaşın başlangıcı 28 Şubat 2026'ya uzanıyor.

İsrail ve ABD, o gün İran'daki çok sayıda hedefe yönelik ortak saldırı başlattı. Tahran, İsfahan, Kum, Kerec, Tebriz, Şiraz, Buşehr ve Kirmanşah gibi kentlerde çeşitli hedefler vuruldu.

ABD Başkanı Donald Trump operasyonu "büyük bir operasyon" olarak nitelendirirken, İran saldırılara İsrail'e ve bölgedeki ABD askeri üslerine yönelik füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi. 

Böylece uzun yıllardır doğrudan çatışmanın eşiğine gelen Washington-Tahran hattında, geniş kapsamlı askeri savaş dönemi başladı.

İlk aylarda hava saldırıları ve füze misillemeleri yaşandı

Savaşın ilk döneminde çatışmalar ağırlıklı olarak hava saldırıları, füze ve insansız hava aracı operasyonları üzerinden yürüdü.

ABD ve İsrail'in İran'daki askeri, nükleer ve stratejik hedeflere yönelik saldırılarına İran; İsrail, ABD üsleri ve bölgedeki Amerikan askeri varlıklarına füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi.

Hürmüz Boğazı ise kısa sürede savaşın en önemli cephelerinden biri haline geldi. ABD güçleri İran'ın İHA'larını ve kıyıdaki bazı radar sistemlerini hedef alırken, İran da ABD'nin bölgedeki askeri varlıklarını tehdit etti.

Haziranda ateşkes ve anlaşma süreci başladı

Yoğun çatışmaların ardından haziran ayında diplomatik girişimler öne çıktı.

15 Haziran'da ABD ile İran arasında bir anlaşmaya varıldığı ve tarafların askeri operasyonları sonlandıracağı açıklandı. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve ABD'nin deniz ablukasının kaldırılması da anlaşmanın önemli başlıkları arasında yer aldı. 

Ancak ateşkes uzun süreli bir çözüme dönüşmedi.

Taraflar arasındaki güven sorunu, İran'ın Hürmüz'deki uygulamaları ve ABD'nin İran üzerindeki askeri ve ekonomik baskıyı sürdürmesi nedeniyle gerilim yeniden yükseldi.

AA'nın temmuz ayında yayımladığı değerlendirmede de tarafların kapsamlı bir savaştan kaçınmaya çalışırken sınırlı askeri operasyonlar, yaptırımlar ve diplomatik baskılar üzerinden "kontrollü tırmanma" sürecini sürdürdüğü belirtilmişti. 

Temmuz ve ağustosta gerilim yeniden Hürmüz'e taşındı

Temmuz ayından itibaren Hürmüz Boğazı yeniden çatışmanın merkezine yerleşti.

İran, yabancı müdahale ve güvenlik gerekçeleriyle boğazı ikinci bir duyuruya kadar kapattığını açıkladı. Ağustosta ise İranlı yetkililer, ABD'nin tehdit ve ablukayı sona erdirmemesi halinde Hürmüz'ün açılmayacağını bildirdi. 

İran ayrıca ağustos ayında Hürmüz çevresinde ABD'ye ait MQ-9 Reaper tipi İHA'ları düşürdüğünü duyurdu. ABD'nin bölgede çok sayıda İHA kaybettiğine ilişkin haberler de çatışmanın hava boyutunun devam ettiğini ortaya koydu. 

Eylül başında ABD yeniden İran'ı vurdu

Gerilim ağustos sonu ve eylül başında yeniden açık çatışmaya dönüştü.

ABD ordusu 1 Eylül'de İran'daki Devrim Muhafızları hedeflerine yönelik yeni saldırılar başlattığını açıkladı. Operasyonlarda hava savunma sistemleri, radarlar, iletişim merkezleri ve deniz unsurları hedef alındı. İran ise ABD'nin saldırılarına bölgedeki Amerikan askeri noktalarına füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi.

İran'da saldırılarda sivil kayıpların da yaşandığı bildirildi.

Şimdi savaşın en kritik noktası: Hürmüz

Gelinen noktada savaşın merkezinde yalnızca İran'ın askeri tesisleri bulunmuyor.

Hürmüz Boğazı, petrol tankerleri, İran'ın petrol ihracatı ve ABD'nin bölgedeki deniz gücü savaşın yeni ana cephesini oluşturuyor.

Son tanker saldırıları bunun en açık göstergesi oldu. ABD, İran'ın savaş gemilerine yönelik saldırısına tankerleri vurarak karşılık verirken İran da ABD bağlantılı gemileri ve Hürmüz'den geçen tankerleri hedef alabileceği mesajını verdi. (Anadolu Ajansı)

Bu nedenle önümüzdeki dönemde çatışmanın seyrini belirleyecek en önemli başlıkların Hürmüz Boğazı'nın açık kalıp kalmayacağı, petrol tankerlerinin güvenli geçişi, ABD'nin İran'ın petrol ihracatına yönelik baskısı ve tarafların yeni misillemelere başvurup başvurmayacağı olması bekleniyor.

ABD-İran neden düşman?

ABD ile İran arasındaki çatışmanın kökleri bugünkü savaştan çok daha geriye gidiyor.

1979 İran Devrimi'nin ardından Washington ile Tahran arasındaki ilişkiler koptu. Aynı yıl İran'daki ABD Büyükelçiliği'nin basılması ve Amerikalı personelin rehin alınması ilişkilerde büyük kırılmaya yol açtı. ABD, 7 Nisan 1980'de İran'la diplomatik ilişkilerini kesti ve iki ülke arasındaki diplomatik kopuş bugüne kadar devam etti. 

1980'lerde İran-Irak Savaşı sırasında da ABD ile İran karşı karşıya gelen taraflar arasında yer aldı. 1988'de ABD donanması İran'a ait petrol platformlarını vurdu; aynı yıl USS Vincennes kruvazöründen ateşlenen füze, İran Havayolları'na ait yolcu uçağının düşmesine ve 290 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. 

Sonraki yıllarda nükleer program, yaptırımlar, İran'ın bölgedeki silahlı gruplarla ilişkileri ve ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığı iki ülke arasındaki gerilimin temel başlıkları oldu.

Bugünkü savaş ise bu uzun gerilim tarihinin en doğrudan ve en geniş kapsamlı askeri aşaması olarak devam ediyor.

Şu an itibarıyla taraflar arasında kalıcı bir barış anlaşması bulunmuyor; Hürmüz Boğazı'ndaki karşılıklı saldırılar ve tankerlerin hedef alınması ise çatışmanın yeniden genişleme riskini canlı tutuyor.