14 Şubat 2015 Cumartesi, 16:08
Abdulhamit KIRICI
Abdulhamit KIRICI abdulhamit_kirici@hotmail.com Tüm Yazılar

Dokunmadık… Çarpıldık…

Dokunmadık… Çarpıldık… Ebû Hüreyre’nin (r.a.) rivayet ettiği bir hadis-i Nebevi’de Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kuran okuyan Mü’min, turunç meyvesi gibidir: Kokusu hoş ve tadı güzeldir. Kur’an okumayan Mü’min, hurma gibidir: Kokusu yoktur ama tadı güzeldir. Kur’an okuyan münafık, reyhan otuna benzer: Kokusu güzeldir ama tadı acıdır. Kur’an okumayan münafık, Ebûcehil karpuzu gibidir: Hem tadı […]

Dokunmadık… Çarpıldık

Ebû Hüreyre’nin (r.a.) rivayet ettiği bir hadis-i Nebevi’de Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kuran okuyan Mü’min, turunç meyvesi gibidir: Kokusu hoş ve tadı güzeldir. Kur’an okumayan Mü’min, hurma gibidir: Kokusu yoktur ama tadı güzeldir. Kur’an okuyan münafık, reyhan otuna benzer: Kokusu güzeldir ama tadı acıdır. Kur’an okumayan münafık, Ebûcehil karpuzu gibidir: Hem tadı acıdır hem de kokusu yoktur. İyi arkadaş, misk taşıyan insana benzer: Misk taşıyan ya sana o kokudan hediye eder ya da ondan sana hoş kokular gelir. Kötü arkadaş ise körük çeken insana benzer. Körük çeken, ya sana kara bulaştırır ya da ondan sana pis dumanlar gelir.”

İnsanın kıymetini Rabbine olan yakınlığı belirler. Rabbiyle arasındaki ilişki ne kadar canlıysa o kadar değerlenir ve güzelleşir insan. Bu ilişkinin en iyi göstergesi ise Kur’ân’dır. Rasulün dili ile O’nu okuyan Rabbiyle konuşur.

Kur’an-ı Kerim, Gözle bakınca yazı, Akıl ile bakınca ilim, Kalp ile bakınca aşk, Ruhla bakınca Rabbin görüldüğü ilahi bir kitaptır.

İnsanlar ancak anladıkları bir kitapla İlahi rızaya uygun ameller yapabilirler. Zaten gönderiliş amacı da anlaşılmak ve yaşanmak değil miydi? Fakat çok şeyi değiştirdiğimiz gibi, kitabımızın kullanım amacını da değiştirdik. Anlaşılsın ve yaşansın diye inen fakat günümüzde anlaşılmayan ve anlaşılmak için de gayret sarf edilmeyen bir kitap var elimizde.

Zamane insanının elinde Kur’an; isim bulma, fal bakma, ölüye okuma, muska yazma gibi efsuni bir havaya büründürüldüğünden Müslüman’ın derdine dermen olmadı. Doğuda, gelinlerin odasında işlemeli kılıflarla duvara çivilenerek saygı unsuru, batıda üç beş kuruşa okunan, mevlit aralarına sıkıştırılmış, okuyanın ve dinleyenin bir şey anlamadığı avuntuya çevrildi. Bu avamın haliydi. Havas da bundan farklı bir şey yapmadı. Konferanslara, merasimlere, açılış ve kapanış programlarına hapsettiler Kur’anı. Ritüeller kitabı haline getirdiler Kelam-ı Kadim’i.

Akif’in dili ile

İbret olmaz bize her gün okuruz ezber de
Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetler de
Lafzı muhkem yalnız anlaşılan kuranın
Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın
Ya açar nazmı celilin bakarız yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için.

Müslümanlık iddiamızdaki ölçümüz, Kur’an’a ittibaımızla orantılıdır. Bu sebepten yaşayan Kur’an olabilmek lazımdır. Mü’min, Kur’an’la mücessem olmalıdır. Unutmayalım ki, Kur’an ölüler kitabı değil, diriler kitabıdır.

Dokunma yanarsın, çarpılırsın dendi, biz de öyle yaptık, dokunmadık ve çarpıldık… Kur’an’ı anlamak, günah çılgınlığının yaşandığı zamanımızda, kendini müdafaa etmektir. “Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var? İlah-i ikaz ile Rab, kulunu uyarmakta. Düşünmeye, anlamaya sevk etmektedir.

Ayetlerin sonunda niçin düşünmüyorsunuz, niçin akıl etmiyorsunuz diyor; niçin fal bakmıyorsunuz, niçin çocuklarınıza ismi bu kitaptan bulmuyorsunuz demiyor…  Biz de zaten öyle yaptık(!)

Dedik ya! Kur’an’a uymayan hayatımız var bizim. Müslüman’ım deyip gayr-ı Müslim gibi yaşadığımızdan yabancılar dinimizi terörize ediyor, etkilenmiyor yaşantımızdan. Günahlarımıza fetva bulmak için yüzeysel olarak müracaat ettik Kerim kitabımıza. Kılıf uydurmalıydık cazip olan faiz ve ürünlerine, öyle de yaptık! 610 Ramazan ayında inmeye başlayan kitabımızı biz de ramazanlarda okuduk, bayram arifesinde rafa koyduk. Ömür olursa seneye görüşmek üzere dercesine!

Tek suçu kız olduğu için evladını çölün sıcak kumlarına gömen babayı, elimizdeki bu kitap düzeltti. İçkisiz sofraya oturmayan millete, bir emirle fıçıları devirtti. Kadının kıymeti, cansız bir meta olarak biçildiği toplumda, izzet ve iffet mefhumuyla bu varlığa şeref kazandırdı. Teninin rengi siyah olduğu için köleleştirilen insana, Kâbe’nin üzerinde ezan okutarak onur dağıttı. Gökyüzündeki yıldızlara çevirdi bu insanları. Şimdi Müslüman’ım diyen ve elinde aynı Kitap bulunan insan şeytanı hayrete düşürecek günahlar işleyip, hinlikler peşinde koşuyor. Allah’ın Kerim kitabında lanetlenmiş olan bir toplumla maddi ve manevi ilişkilerimiz var bizim. Onların ürünleri sofralarımızı, evimizi süslüyor. Ürün alıp ürün satıyoruz lanetlenmiş bir kavimle. Ve en acısı da bu durum bizi rahatsız etmiyor. Namaz kılan fakat faiz yiyen, oruç tutan lakin hak yiyen, hacca giden ama gönlü bankada kalan, kameralar önünde sadaka dağıtan, insan onurunu 75 milyona ezdiren sözde Kur’an-i bir Müslümanlığımız var bizim. Uyan ey Müslüman Uyan…

İncil’in, Tevrat’ın ve Zebur’un başına gelenler aslında hevalarına uymuş insanların eliyle gelmemiş miydi? Kur’an’ın başına asla böyle bir şey gelmeyecektir. İlahi vaad öyle diyor çünkü. Kur’an, Abdullah b. Abbas’ın, Muhacir Musab’ın, köle Bilal’in eli ile dili ile korunmuştur. Kur’an, Rabbin emanetidir, sahip çıkmayan hıyanetlik etmiş olur. Onu anlamak, hayata tatbik etmek emanete sahip çıkmaktır.

Ümit varız! Her şeye rağmen Kur’an’ı yaşamaya çalışan insanların sayısı az değildir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in dili ile O; “O, Allah’ın kopmaz ipidir.” Bataklık içinden çekip alacaktır kendisine sarılanları.

 

Yazının başındaki hadise dönelim, hangi meyveyiz?

 

Abdulhamit KIRICI

Üzümlü Vaizi

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Genel Genel Yandex.Metrica
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz